
Ceza'yla başlayan, "Batı Berlin" sokaklarından gelen Fuat'la bir üst düzeye çıkan rap patlaması, son bir yılda daha da güçlendi. Sokaklardan yükselen hareket televizyon ekranlarına da sıçradı. "Rapstar" yarışması finali erken yapsa da jüri üyesi Fuat, rap okyanusuna "Kalbüm" adlı yeni albümüyle bir dalga daha ekledi. Fuat, "Kalbüm"de kalbini ortaya koydu, hem albümünü hem de rap müziğin felsefesini TTNET MÜZİK'e anlattı. Almanya'da nasıl bir hayatın vardı? Neler yapıyordun?Ben 1972'de orada doğdum,1984'te temelli döndüm Almanya'dan. Buraya döndükten sonra ortaokula ve liseye gittim. 88 yılında Şile'de yaşarken Almanya'dan Kubilay diye bir arkadaşım geldi. O yanında hiphop'ı da getirdi Münih'ten. Plaklar, kıyafetler, şapkalar, zincirler, kasetler... O bana aşıladı, hiphop dinlemeye, dansetmeye başladık. Onun dışında her genç gibi hayatımı yaşıyordum. 89'un sonunda Almanya'ya geri geldim. Orada daha fazla perspektif olur, hayatımı daha iyi yönlendirebilirim, meslek öğrenirim, daha iyi okuma şansım olur diye... Orada inanılmaz bir hiphop ortamının içine düştüm. Haşır neşir olmaya başladım ama normal, hayatını yaşayan bir insandım. Bir dışlanmışlık oldu mu?Açıkçası benim hep Alman arkadaşlarım oldu, hem Almanca'mı da geliştirmek için çok iyi bir fırsat oldu bu bana... Öyle bir ayrımcılık yaşamadım ben. Hiphop ve rap yaptığım için arkadaş çevrem genişledi, bir ortak paydam oldu. "Biz burada ikinci sınıf insanız" gibi bir durum hissetmedim hiç bir zaman. Her devletten her ırktan arkadaşım oldu. Ben dil problemini ben ortadan kaldırdım çünkü, Türkçe'm kadar iyi Almanca'm var diyebilirim. Gerçekten şikayet edildiği kadar dışlanmışlık var mı?Bence o biraz abartı, insanlarımızın olayları dramatize etmesi. Yoksa orada gerçekten rahatlar, tabii ki Nazilerle zamanında problemler oldu ama Alman vatandaşlığına geçmiş o kadar çok Türk var ki... Alışmışlar artık oraya. Sosyal konutlara getto adı veriyorlar şimdi Almanya'da... İnsanlar çok pahalıya oturmasın, merkezi sıcak suyu olsun, kalorifer sistemi olsun, herkesin belli bir yaşam standardı olsun diye sosyal konutlar yapıldı. Bizim Türk gençleri bunu dramatize edip buna getto diyorlar ama gerçek gettolarda insanlar içeride ölüyorlar, dışarı çıkamıyorlar, içeri giremiyorlar... Orada kendini ezik, ikinci sınıf olarak görüyorsan eğer suç tamamen sendedir. Dil öğrenmemişsindir, kıyafetlerinde en az bir değişiklik yapmamışsındır. Sonuçta geldiğin yere bir şekilde ayak uydurmak zorundasın. Ben Türkiye'de Afrika'dan gelen insanlara yapılan muameleyi, onlara takılan isimleri duydukça içim gıcıklanıyor, Almanya'ya nazaran çok sert davranılıyor. Almanya'da milliyetçiliğin burnu kırıldı. 2. Dünya Savaşı'nın ardından burnu o kadar kötü kırıldı ki... "Nasyonalizm" dediğin zaman irkiliyor insanlar. Rap'in Almanlarla Türkler arasında bir kültür köprüsü olma niyeti var mı? Ya da daha genel anlamda kültürler arası bir diyalog yolu olma misyonu var mı?Tabii ki... Mesela Alman gençlerin en sevdiği rapçiler yabancı rapçiler. Kool Savaş var, Bushido var... Bunlar Alman gençliğinin idolü olabilmiş adamlar. Bu çok güzel, tabii ki köprü kuruldu, beraber yaşamak için hoşgörü ortaya çıktı. Hiphop'ın duvarları yıktığını, sınırları aştığını söyleyebilirim. Almanya'daki özellikle kendini dışlanmış görenlerin, o yabancı gençlerin kabuklarını kırmasına ve kendine olan güvenlerini ortaya koymalarına da yardımcı oldu. "Hey biz de varız, biz de bu toplumun bir parçasıyız" demelerine yol açtı. Almanların buna bakışı nasıl?Almanlar, buradakiler gibi internetten şarkı indirmiyorlar. Çocuklar hepsi gidip albüm çıktığı zaman satın alıyorlar, konser olduğu zaman konsere geliyorlar. Almanya'da en kalabalık şehir 3,5 milyon, daha çok kasabalardan, köylerden ve ufak şehirlerden oluşan bir ülke. Ufak şehirlerde de bir at gözlüğü durumu var. O şehirdeki adama özenme, onu yukarıda görme durumu var. Aynı şey Amerika için de geçerli. O ülkelerdeki egzotik insanların liderliği altında gidiyor gerçekten. Almanya'da Almanca rap yapan çok az, çoğunun annesi Alman, babası Afrikan ya da annesi Türk, babası Alman... O tip ilişkilerden doğan çocukların başarısı altında kalkındı hiphop. Almanya’da ve Türkiye’de yapılan rap'e bakıldığında Türkiye'deki rap'in milliyetçilikle yakın ilişkileri olduğu görünüyor. Bunun sebebi nedir sence? Dediğim gibi Almanya'da milliyetçiliğin burnu kırıldı. Tabii ki Almanya'da Naziler hala var, yok değil ama büyük bir kitle milliyetçiliğe hiç sıcak bakmıyor. Bizim milliyetçilik anlayışımız Atatürk'e de dayanıyor, o yüzden insanların vicdanı rahat burada. Türkiye'nin hesabında milyonlarca Yahudi yok. Böyle ağır bir gölge yok üstümüzde. Ermeni sorunu var ama o konu hakkında hiç bir şey söyleyemem. Benden 100 yıl önce olmuş bir şey bu. Almanların milliyetçiliği gerçekten çok tehlikeli boyutlara ulaştı. Tabii ki bizde de çerçeveden taşan durumlar var, çıkıp sahnede bayraklar açmak, başkalarına sövmek var ama bunların önüne nasıl geçebiliriz? Bunların önüne sadece evrensel bir şeyler yaparak geçebiliriz. İçimizde yaşayan yabancı insanlarla barış içinde yaşayarak, örnek olarak bunların önüne geçebiliriz. Milliyetçilik "Ha" deyince ortada kalkabilecek bir şey değil. Benim hip-hop kültürünü seçmemin en büyük sebeplerinden biri evrensel olması. Çatısı altında herkesi, her sesi, her ideolojiyi barındırıp onu insanlara tekrar verebilmesi ve insanların ideolojilerinden haberdar olmalarını sağlayan bir kültür aslında hiphop. Şu anda tam kristalize olmamışsa bile 50-100 yıl içinde çok daha iyi ortaya çıkacak bu. Rap'in altında yatan felsefe nedir?Beni rahatsız eden bir sürü şey var, etrafımda olan ve benim engelleyemediğim, sadece bakarak karşısında durduğum o kadar çok şey var ki... Ben bunlara bir reaksiyon gösterme ihtiyacı duyuyorum. Bu ihtiyacımı da içimdekileri kafiyelere dökerek karşılıyorum. Etrafımda olanları anlamaya çalışıyorum ve bunu anlaması gereken insanlara da anlatmış oluyorum aynı zamanda. Yani kendimi bilinçlendirdiğim gibi dinleyicilerime, beni sevenlere ve bilinçlenmek isteyenlere de bir şey sunuyorum. Ortadoğu'daki problemlere değiniyorum. "Bu ateş sönmeyecek, bunu benim söylemem gerek" diye düşünüyorum. Bu fikirlerimi güzel bir şekilde paketleyip sunduğum zaman dinleyenin de kafasında olay bir boyut kazanıyor. Ben mesela asla "savaşa karşıyız" gruplarına katılmadım çünkü savaşa karşı olmak yetmiyor, bir şeyler yapmak gerekiyor. İki sene önce Filistinli ve Lübnanlı çocuklar yararına Harbiye'de bir konser vermiştik. O tip işlerde her zaman, her türlü varım. Bugün savaş bölgesinde barış için konser düzenlenecek olsa öleceğimi bile bile giderim oraya. O insanlarla el ele tutuşabilmek ve onlara biraz olsun destek verebilmek için. Savaş içinde olan, hayatında huzur olmayan insan hiç bir şeyin hayalini kuramaz ve hayal kuramayan insan ölü insan demektir. Benim tepkimin ne kadar somut olduğu ortada, bir CD şeklinde. Geliyor ve sen onu duyabiliyorsun. Eğer hayatımızdaki bu tip saçma sapan şeylere karşı; çevre kirliliği, savaş, çocuk istismarı, dayak, kadına karşı şiddet..., bu tip şeylere karşı bir şey yapmak istiyorsak kesinlikle somut girişimlerimiz olmalı. Hiphop da şiddete yatkın bir dil kullanıyor, bu bir çelişki değil mi?Çelişki hayatımızın en büyük parçası bence. Beni ben yapan, benim çelişkimdir. Dilimde niye şiddet var? Çünkü ben yıllarca şiddete maruz kaldım. Ben şiddet gördüm, büyürken He-Man'i seyrettim, aksiyon filmleriyle, korku filmleriyle, zombi filmleriyle büyüdüm. Benim hep asker oyuncaklarım vardı. Onların hayalini kurardım. Şiddete karşı kırılma noktam 1986 yılında Oliver Stone'un "Müfreze" filmiyle oldu. Filmi seyrettikten sonra dedim ki "Savaş buymuş!". 14 yaşındaydım. kendime gelemedim bir ay. Eve geldim bütün Rambo posterlerimi söktüm duvardan. "Savaş çok rezalet bir şeymiş" dedim ama, bana bunu kimse anlatmadı. "Oğlum bak, savaş kötü bir şey" demediler, ben bunu kendim öğrendim. Sonra lisede edebiyata da ilgi duymaya başlayınca bir gün oturdum rap yazmaya başladım işte. Peki sizi dinleyen gençler sizin sözlerinizden şiddetin iyi bir şey olduğu izlenimine kapılmaz mı? Sonuçta sözlerinizde "kafa koparmaktan, kol bacak kesmekten" bahsediyorsunuz?Açıkçası bizi dinleyen çocuklar bizi tanıyorlar, biliyorlar. Bizim kim olduğumuzu en geç şehirlerine konsere gittiğimizde öğreniyorlar. Bizi o kadar cana yakın buluyorlar ki, "Abi biz seni fantom, komando zannettik, Rambo gibi biçersin bizi zannettik" diyorlar ama ondan sonra bir bakmış kucağımda oturuyor çocuk, ben onun saçını okşuyorum, yanağından öpüyorum. Diyorum ya benim hayatım çelişki diye... Tabii ki ben orada kafayı ezmekten, kol bacak koparmaktan bahsediyorum ama bunlar orada verbal şekilde olan şeyler. Bunu bir aksiyon film olarak görmek gerekiyor. Yani ben aslında dilimle savaş veriyorum. Ben ne bıçak taşırım, ne silah taşırım, ne kavga ederim ama öyle bir söz söylerim ki onu hayatının sonuna kadar unutamaz. Bizim amacımız sadece içimizdeki o kötü enerjiyi verbal olarak dökebilmek. Sahnede atışmak, bu çok önemli. Burada mesela iki MC atışırken sahnede, biri ters bir şey söylüyor, mikrofonu atıp birbirlerine giriyorlar. Ama Almanya'da yumruk atan anında kaybeder, sana küfretse de sen dinlediklerini kullanıp ona cevabını sözle vermen gerekir. Biz çıktığımız programlarda her zaman bunun altını çiziyoruz ve dinleyenlerimize bunu söylüyoruz. "Sözün ilerisine gittiğin an kaybedersin" diyoruz. İnsanın diliyle savaşmasından daha güzel bir şey yok çünkü sonuçta beyninle savaşıyorsun. O yüzden kafiyelerimde tanktan, silahtan, bıçaktan bahsedebiliyorum ama hayatta beni bir tankın üzerine oturup birine ateş ederken göremeyecekler ya da elimde bir makinalı tüfekle arabanın içinden ateş ederken göremeyecekler. Rapçiler niye bu kadar çok kavga ediyorlar.Çok üzücü tabi böyle olması ama sonuçta özümüze baktığımız zaman biz önce bir rapçi değiliz, önce biz insanız. İnsanın özünde de bu ayrımcılık, bu ego, "hep ben, hep ben" olayı çok var. Hepimizde inanılmaz güçlü bir ego var. Ceza'da da öyle, bende de öyle... Herkeste "hakettiğim yerde değilim" saplantısı var ama aslında oradayız, herkes hakettiği yerde... Kavgalara sebep olan şey bu: egolar. Bu bir atışma, bu rapin kan dolaşımı, bu kötü bir şey değil. İnsanların aralarındaki bu husumeti somutlaştırmadan, centilmen bir düzeyde kavga etmelerini sağlayabilen bir şey. "Niye kavga var rapçilerin arasında?", niye olmasın ki? Bütün dünya kan revan içinde, herkes birbiriyle kavga ediyor. Biz kendi aramızda kavga da ederiz, barışırız da. Sonuçta biz bir ailenin mensuplarıyız, ortada bir sevgi var. Bu aşk yüzünden yapıyoruz biz bunu. Aşk olduğu için bu kadar çok hararet var, bu kadar çok buhar var, kavga var.... Atışma olayı halk ozanlarında da var. Albümü dinleyen ne alacak?Emin ol, o kadar çok şey alacak ki... Sevmediği arkadaşlarına söylemek istediği şeyler kalacak aklında ama sevgilisine söylemek istediği çok güzel bir cümle de kalacak. Ben mesela "Deryalar" şarkısını yaptığım sevgilime. Herkes bir kez aşık olmuştur ve herkes orada kendine ve sevgilisine yakıştıracağı bir cümle bulacaktır. Mesela "Her Yer Bağdat" diye bir parçam var, "Çardakta bir şekerli kahve bana borcun oldu Bağdat" diyorum orada. Bağdat'a sesleniyorum, ben Bağdat'a gidip bir çardağın altında bir şekerli kahve içmek istiyorum. Bir tespih almak istiyorum, bir kilim alabilmek istiyorum. Ben niye gidemiyorum Bağdat'a? Benim için albümdeki en büyük cümle bu. Kalbim ortada işte, birisi onu kesmek istese keser. Saldırıya o kadar çok açık ki. Kalbi ortaya koymak demek, saldırmalarını beklemek demek. İncinebilir, yaralanabilir olmak o kadar güzel bir şey ki. Bekliyorum bana saldırdıkları zaman ben de karşılık vereceğim. Yorucu olmuyor mu sürekli bir saldırı ve savunma halinde olmak?Hayır, benim bütün hayat enerjim bundan geliyor. 86'da babamı, 89'da annemi gömdüm. 16 yaşında ortada kaldım ben. Tam bir anne kuzusuydum o vakte kadar, öyle bir dünyadan saçma sapan bir yanlızlığa düştüm birdenbire. Bu benim hayatımı o kadar çok etkiledi ki bir kalkan yarattım kendime. Ben kendimi korumak zorundayım, benim kimsem yok. Kimsem yoksa akıllı olmam gerekiyor, akıllı olmak için de kendimi yetiştirdim. Benim hayatım tamamen bir savaş gibi, 16 yaşımdan sonra özellikle. O zamana kadar da çok güzel bir çocukluk geçirdim ama bir anda her şeyin geçici olduğunu gördüm. Ondan sonra da kendi ayaklarım üzerinde durabilmek için, kimseye muhtaç olmamak için elimden geleni yaptım. Almanya'dayken ben rap yapıyordum ama üç tane de işim vardı. Rap'in artık "underground" olmaktan çıkıp "piyasa" olduğunu söyleyen, bunu eleştirenler var bolca. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?Bunu diyenler verimli olamayan, hiç bir şekilde üretemeyen insanlar. Bugün rap geldi nereye oturdu, uluslararası bir olay oldu. Underground nereye kadar? Ben bugün yapmak istediğim şeyi yapıyorum zaten. Sonuçta bunu bir yerlere getirebilmek ve kabuğu kırabilmek için bazı fedakarlıkların yapılması gerekiyor. Ceza gitti mesela Candan Erçetin'le düet yaptı, bu sayede ne kadar çok insanın evine girdi rap. Aile kabul ettiği zaman çocuklar da rahat rahat dinliyor. "Rapçi mi olacaksın başımıza" olayı ortadan kalkıyor. Aile de özünde bunun güzel bir şey, iyi bir şey olduğunu görünce çocuklarla olan problemleri ortadan kalkıyor. Bu açıdan bence rap'in overground'a taşınması çok önemli. Ben gidip reklamlarda oynadım, reklam jingle'ları yaptım, Rapstar'ı yaptık. Şimdi çocukların çoğu rapçi olmak istiyor. Bunlar fedakarlık, herkesin bize minnettar olması lazım çünkü biz bu kültürü insanların kapısına kadar götürüyoruz, evlerin içine sokuyoruz. Bize destek olun ya da susun. Rapin en iyi yerde olmaya ihtiyacı var. Benim niye jakuzim olmasın, kötü bir şey mi? Ben nasıl para kazanacağım, hamallık mı yapayım? Yaptım da zamanında. Almanya'da fuarlarda hamallık yapıyordum ama artık 37 yaşıma geldim, benim de bir statüm olsun istiyorum. Ben de artık "Önümüzdeki ay ne yapacağız" diye düşünmeyeyim istiyorum. Ben yine de yaptığım işten hiç bir şekilde ödün vermedim, her şekilde, her zaman rapimi yaptım. Bana söz söyleyenler gelsin bir de kiramı ödesin o zaman. Benim ailem yok, kendim varım sadece. Kimsem yoksa da o zaman boynum kalın olacak, kendi işimi kendim göreceğim, kimseye de hesap vermek zorunda değilim. "Rapstar" yarışmasının Türkiye'deki rap için yararı var mı sizce? Nasıldı yarışmadaki gençler?Gelen gençler arasında çok iyi söz yazanlar vardı; mesela kazanan Özgüç. Çocuk daha 19 yaşında ya... Ne kadar güzel çalışıyor kafası, ben 19 yaşımda onun gibi yazamıyordum. Adem var mesela, karateci Burak var. Uğur var freestyle'cı... Ben bayılıyorum ona, yok böyle bir şey. Bu kadar rahat doğaçlama yapabilen adama bayılırım ben. Çağla var kızlardan, kızlara ışık olacak şimdi o... Bizim medyanın desteğine kesinlikle ihtiyacımız var. Kadın rapçi niye bu kadar az?Kadın rapçiler de var ama bu çok maço bir kültür olduğu için kızların ciddiye alınması zor oluyor. Kızların kabul görmesi daha uzun sürüyor. Türk kültüründeki maçoluğun, rap kültüründeki maçoluğu katmerlemesi de var tabii. Bizim erkeklerde de var maçoluk, rapte de var, homofobik durumlar var... Aslında rap'te her şeyin en uç noktası var, o yüzden aslında çok derin. Bir çelişkiler yumağı aslında ama dünyaya baktığım zaman çelişkiden başka bir şey göremiyorum ben zaten. Rap bu zamanın ruhunu alıp o kadar iyi yansıtabiliyor ki... Gerçekten bu işi Türkiye'de ilk yapan bizleriz, bizden çok daha iyileri çıkacaktır eminim.
Deniz ÇiftçiLinki: http://www.ttnetmuzik.com.tr/Roportajlar/Pages/Fuat.aspx